Bir Gülün Hikayesi

Şehrin kalabalığı, gürültüsü, büyüklüğü içinde küçük beyaz bir gül yaşardı. Tüm hikayelerde bahsedilen güllerin aksine ne mutluydu ne de gösterişliydi. Ona aşık bir bülbülü bırakın, yaprağını okşamış, sevgi gösterisinde bulunmuş tek bir canlı bile yoktu... Birazcık ilgi karşılığında koparılıp ölmeye bile razı olurdu. Karşı kaldırımda toplu halde ekilmiş, büyümüş rengarenk laleler yaşardı. O ise tek başına, beyazlığı araba egzozlarından çıkan dumanla griye bulanmış bir halde boynu bükük dururdu. Anlamadığı laleler bu kadar canlı iken kendisinin ise tam tersine neden solgun oluşuydu. Aynı yolun karşılıklı kaldırımlarında yer alıyorlardı. Tabi ya… Onları güzelleştiren, canlı tutan gördükleri ilgiydi.

Yerli, yabancı turistler lalelerin fotoğraflarını çekerken o büyük bir kıskançlıkla onları izler, olabildiğince yapraklarını açar, sapını doğrultup boyunu uzatmaya çalışırdı ama nafile... Bu zamana kadar harcadığı tüm çabalar boşa gitmiş, kimse fotoğrafını çekmemiş, onu koklamamış hatta eliyle işaret edip güzel bir sözde dahi bulunmamıştı. Kara kara düşünmekten daha bir solmuş, boynunu bükmekten boyu bile kısalmıştı. Fark edilmek ne kadar zordu şu lalelerin karşısında. Elinden gelse tüm sularını içer kuruturdu onları ama olmuyordu işte. Şehir büyüdükçe gül küçülüyor, laleler parladıkça daha da soluyor, yaprakları buruşuyordu. Yaşamı boyunca kimse tarafından sevilmeyeceği ve beğenilmeyeceğini kabullenmek çok ama çok zordu bir gül için.

Artık iyice ümidini kestiği, lalelerin topluca parlayıp boy gösterdikleri, dakika başı fotoğraflarının çekildiği günlerden birisiydi. Bir çocuk ve annesi köşe başındaki kuruyemişçiye girmişlerdi. Anne değil ama çocuk direk olarak güle bakıyordu. Gül ilk başta ne yapacağını şaşırdı. Hafifçe silkindi. Üstüne sinen uyuşukluğu attı önce. Çocuğun dikkatini laleler çekmeden onu kendisine bağlamalıydı. Ne yapabilirdi? Ne? Bu eline geçen belki de son fırsattı. Lalelere karşı büyük bir zafer kazanmalıydı ama nasıl? Bu halde çocuğun dikkatini daha fazla çekemezdi. Hemen bir şeyler yapmalıydı. Gül önce su içtiği damarlarını kapadı kendince. Sonra tüm gözeneklerini kapadı güzelce. Nefesini tuttu. Köşeye doğru baktı. Çocuk hala annesinin elini tutar vaziyette kendisine bakıyordu. Nefesini tuttu, sıktı kendini. Gül hafiften kızardı. Çocuk fark etti bunu. Annesinin elinden kurtulup yaklaşmaya başladı. Gül daha bir sıktı kendini. Artık kırmızıydı. Rüzgarla hafifçe de sallandı. Laleler de fark etmişlerdi bu durumu. Tüm ihtişamlarıyla boy gösterdiler ama çocuk bakmadı bile o tarafa.

Gül artık iyice kızarmıştı. Kan kırmızısıydı şimdi. İçinde bir şeylerin çatırdadığını hissetti gül ama durmadı. Daha da sıktı kendini. Çocuk artık yanındaydı. Kıpkırmızı güle dokundu ürkekçe. Gül titredi. Bunu çocuk da hissetti ve annesine dönerek onu da çağırdı. Gül çocuk gidecek korkusuyla daha bir sıktı kendini. Soluksuz kaldı iyice. Daha fazla dayanabilir miydi bilmiyordu. Annenin hala gelmemiş olmasına sevindi gül. Bayılma derecesine geldi nefesini tutmaktan ama vazgeçmedi. Çocuk yanındaydı ya… Lalelere değil de ona bakıyordu ya, her şeye razıydı. Ne güzel bir duyguydu beğenilmek. Biri tarafından okşanmak gülü daha da kırmızılaştırdı. Anne koşturarak geldi çocuğunun yanına. Hemen kucağına aldı bir yandan da izinsiz bir yere ayrılmaması gerektiğini tembihleyerek. Çocuk annesine gülü gösterdi. Onu koparmıştı. Elindeki gülü annesine uzattı.

“Anne, bak. Senin için ne kopardım. Ne güzel çiçek değil mi?”

Anne çocuğunun elindeki güle baktı. Simsiyahtı. Kimsenin bu renkte gül gördüğü söylenemezdi. Kapkara bir gül. Anne çocuğunu üzmemek için sahte bir tebessümle verilen hediyeyi aldı. Çocuğunu kucağına alıp gülü de çaktırmadan lalelerin olduğu tarafa attı. O gün lalelerin olduğu tüm fotoğraflarda gül de yer aldı: Boylu boyunca yere uzanmış ve simsiyah bir halde.

Bu, şehrin karmaşası içinde kendisinin gül olduğunu dahi anlayamayacak kadar küçük bir çocuk tarafından bile olsa beğenilmek uğruna, ölüme isteyerek giden bir gülün hikayesidir. Sevgiyi artık gülle anlatma devri geçti. Bülbül falan aşık değil güle, adları çıkmış eski hikayelerden ikisi de kurtulamıyor bu aşk masalından. Sadece yazar ve şairler aşık güle. Onların da eli mahkum, ne yazacaklar yoksa.

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

3 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: isimsiz | Tarih: 2009-09-06 21:35:02
    Konu: Alıntı değil mi bu hikaye?
    Bu hikayenin yazarı siz değilsiniz sanırım, öyle değil mi?

    Bağlantı »

  2. Yazan: salihrocker | Tarih: 2008-10-29 13:27:15
    Konu: selam
    merhaba yazılarınızı takip ediyorum ve sizinle link değişimi yapmak istiyorum, sizden istediğim benim sitemin linkini sitenize yerleştirmeniz bunun karşılığında 3 siteden link alacaksınız...

    ilgilenirseniz iletişim için msn adresim (salihrocker@windowslive.com] veya aşağıda ki adreste yer alan formu doldurabilirsiniz...

    adres: http://www.ozgurokul.org/modules.php?name=Feedback

    yayın hayatınızda başarılar...

    Bağlantı »

  3. Yazan: Neretva | Tarih: 2008-10-21 14:53:17
    Konu: hikaye
    Harika olmuş. Yüreğine sağlık ...........

    Bağlantı »

Yorum yaz!